Yükleniyor...

 

 


 

Yazarlar :     Başlık :
Makaleler / CELAL
BE ZIMAN JİYAN NABE

Bilindiği üzere ülkemizde yaşayan her kesimi çok yanından ilgilendiren , özellikle  son 30 yılda toplumumuzun tamamını yakıcı ateşi içinde kavuran Kürt sorunu ,21 Mart  2013 tarihi itibarı ile yeni bir evreye girdi.Bu önemli sorunun çözümü noktasında umutlarımız arttı.Yeni bir barış süreci yeşeriyor.Tohumları ekildi.Hep birlikte özenle bu barış çiçeğini  büyütüp , bir buket haline getireceğiz. Bu topraklarda yaşayan tüm halklar,  kardeşçe ve eşit şekilde bu  buketin renklerinde kendilerini bulacaktır.Bu nedenle ,ülkemizde yaşayan her bireye ve her kuruma çök önemli görevler düşüyor.Bu düşünceden hareketle ben de bu konuya bir katkım olabilmesi adına aşağıdaki çalışmayı yaptım.Bilindiği gibi Kürt sorunu ,bir kültür sorunu, bir dil sorunu, bir kimlik sorunu,bir halk olma sorunudur.Anadil de bu sorunun ayrılmaz parçasıdır.Bu çalışmamın üyelerimize ve okurlara yararlı olmasını diliyorum.

   Bu günden itibaren dilin yaşamımızdaki önemi,dilin asimilasyonun kültüre yansımaları, dilin iletişimindeki yeri ,dil gurupları,Kürtçenin dil gurupları içindeki  yeri  vb.konularda bir yazı dizisi derleyip  derneğimizin Wep sayfasını izleyen okurlarla paylaşmak istiyorum.Alacağım tepkiler olumlu yönde olursa, bu çalışmayı sürdürmeyi düşünüyorum.Bu çalışmamda İstanbul Kürt Enstitüsü kaynaklarından, çeşitli dergi ve gazetelerden yayınlanan  özgün yapılmış araştırmalardan yararlanacağım.       

                                                                                                                                      CELAL ATALAN 

                                                           BE ZIMAN JİYAN  NABE

     Dilbilimciler, dil kavramını çok yönlü ve gelişmiş bir sistem aracı olarak tanımlamıştır. Dil, bir toplumu oluşturan kişilerin düşünce ve duygularını, o toplumda ses ve anlam bakımından geçerli ortak öğeler ve kurallardan yararlanarak başkalarına aktarmalarını sağlar. En genel tanımlama ile dil (lisan): İnsanların düşündüklerini ve hissettiklerini bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşmadır. Bu açıdan bakıldığında dil bir iletişim aracıdır, ancak dilin işlevi sadece iletişim değildir. Bir başka açıdan bakıldığında dil düşünceyi taşıyan bir araç, bir kaptır. Aynı şekilde dil kültürün de taşıyıcısıdır.Dilde, insan varlığının toplum içindeki binlerce yıllık yaşayışının zaman süzgecinden geçerek billurlaşmış anlam ve özü bulunabilir. Bu bakımdan, on binlerce kelime ve şekilden kurulmuş olan dil, yapı ve işleyişinin ayrıntılarına doğru inildikçe; insan, toplum,millet ve kültür varlığına hükmeden çok yönlü ve derin anlamlı bir sistem olarak karşımıza çıkar. Doğan Aksan, anadilini şöyle tanımlar: “Anadili, başlangıçta anneden ve yakın aile çevresinden, daha sonra da ilişkide bulunulan çevrelerden öğrenilen, insanın bilinçaltına inen ve bireylerin toplumla en güçlü bağlarını oluşturan dildir.” Adından da anlaşılacağı gibi, bu dilin anneyle ilgisi, küçümsenmeyecek niteliktedir. Normal koşullarda çocuk, herkesten önce, annesinin ses dizgesini, annenin konuştuğu dilin ya da lehçenin çeşitli ses özelliklerini kazanır.

Bununla birlikte kimi bilim insanları, anadili kavramında annenin temel olarak alınmaması gerektiği görüşündedir. Ancak bu bilim insanlarının da anadili tanımlarında yakın çevreye önem verdikleri görülür ki annenin bu çevrenin odak noktası olarak düşünülmesi çok doğaldır.

Çevremize, anadilimizin penceresinden bakar, evreni anadilimizin anlama ve anlatma yolundan giderek adlandırırız. Böylece, anadilimiz bize, ayrı bir evrene bakış, evreni anlatış biçimi verir.

Bir halkın yaşayış biçimi, kültürel, sanatsal ve ekonomik ilişkileri, o halkın diline yön veren en önemli etkenlerdir. Bir toplumun kültürünü yorumsuz olarak tahlil edebilmek ancak o toplumun dilini bilmekle mümkün olur. Bir halkı ortak paydada toplayan ve o halka kimliğini veren dilidir, kültürüdür.Her halk, dilinin sunduğu olanaklardan yaralanarak, dilini kullanarak, geliştirerek tarih boyunca kendi benliğini, varlığını sergileyen bir kültür ortaya koyar. Hepimiz belli bir toplum içine doğar, doğduğumuz toplumun dilini öğrenerek yetişiriz.İşte öğrenilen bu dile anadili denir. Yetiştiğimiz toplumun dilini öğrenirken hem o dilin düşünme etkinliğini, hem de kültürünü elde eder, dilimizin dünyaya bakışı, kültürü ve kavramlarıyla çevremizi algılar, bu algılar yoluyla düşünme eylemimizi gerçekleştirir,dilimizi yetkinleştiririz. Gelişen dilimiz de düşünme becerimizi artırır. Toplumsal kültürün aktarımında dil kültürü aktarırken kültür, dili beslemelidir. Ancak bu şekilde dilde ve kültürde zenginleşme sağlanabilir.

    Dünyaca ünlü yazar, Yaşar Kemal bu konuda şöyle diyor : “Kültürün asıl taşıyıcısı, ona kimlik kazandıran öznesi hep “dil” olmuştur. Dolayısıyla da bir dili yasaklamak, yaşatmamak,asimile etmek, ne derseniz deyin, bir kültürü tahrip etmekle aynı anlamı taşımaktadır. Halkın acıları, türküleri, manileri, hikayeleri,ninnileri, masalları... Kısacası onu halk yapan özellikleri “dil”aracılığı ile yaşamını sürdürür. Dünya, birbirini besleyen bin çiçekli bir kültür bahçesi olmuştur. Her kültür, geçmiş kültürlerin gübrelediği birikim topraklarının bir kültür çiçeği olmuştur. Bilinçli ya da bilinçsiz bu büyük kültür bahçesinden bir çiçeği yok etmek,insanlıktan bir rengi, bir kokuyu, bir güzelliği, bir yaratıcılığı almakla bir tutulmuştur” diyerek görüşlerini açıklıyor.

 

Yazar Adı : CELAL ATALAN
Eklenme Tarihi : 1365533753
Bu makale 1909 kişi tarafından okundu.
Bu Makaleye Yapılan Yorumlar
Bu Makaleye Ait Kayıtlı Yorum Bulunamadı.
Bu Makaleye Yorum Yapın
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız.